İKİNCİ BAHARDA BAŞARI

DOĞRU ŞEYİ YAPMAK İÇİN YANLIŞ ZAMAN YOKTUR

Emeklilik günlerini değerlendirmenin binlerce yolunu bulabilirdi…

O en az denenmiş olanını seçti. Emekli olduktan sonra hayatın tadını çıkarmak yerine kendine yeni bir hayat kurmayı tercih etti!

Kırk yaşında İstanbul Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Üstelik de 3.5 yılda! Hem de önüne çıkartılan sayısız engele rağmen…

En yakınları “yapamazsın” derken o başarı ezberini bozmadan mücadelesine devam etti. Bu mücadelede en büyük destekçisi ailesiydi. Mümin Sekman kitapları da masadaydı.

İşte emekli deniz astsubayı Bülent Büyükdoğan’ın kendi ağzından başarı öyküsü…

Bilinmezler yola çıktım

2009 yılının Eylül ayında emekli olmayı müteakip girdiğim İstanbul Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği bölümünü 3.5 yılda bitirdim. Bu benim için büyük bir başarı… Gerçekten de mezuniyete kadar inanılmaz mücadeleler verdim, çok zorlayıcı süreçler yaşadım. Okumak için emekli olmaya karar verdiğimde o kadar çok bilinmez vardı ki, başlamak bile imkansız gibi görünüyordu. Okuyabilmek için emekli olacaktım olmasına ama ya okuyamazsam… İTÜ, metalurji ve malzeme mühendisliğinde Türkiye’nin ilki, en eskisi ve 1 numarasıydı ve kolay değildi. Peki, ya sonra… Sonrası ne olacaktı? Yeni mezun gençler arasından sıyrılıp hayalimdeki mesleği icra edebilecek miydim? Gerçekten bilemiyordum…

Sahne alma sırası bana gelmişti

Çok fazla risk vardı görünürde ama çok istiyordum, çünkü hak etmediğim bir meslekte bir ömür tüketmiştim. Ve sahne alma sırası gelmişti, tüm hırsımı çıkarmalı, kendimle hesaplaşmalı, olması gerekeni yapmalı ve doya doya okumalıydım. Fakat engel ve sorunlar daha okula başlamadan ortaya çıkmıştı. En önemlisi de üniversite yönetimi eğitim affına rağmen beni kabul etmek istemiyordu. Senatodan karar çıkarttılar ve beni okula kabul etmemek için aldıkları hileli kararları da sitelerinde yayınladılar ve hala da web sitelerinde öylece duruyor. Ama gözüm kararmıştı ve kararımı vermiştim. Hiçbir şey engel olamayacaktı ve okuyacaktım. Onlarla girdiğim mücadelede aldıkları hukuk fakiri senato kararlarını çöpe atmak zorunda kaldılar.

İki hafta evden çıkmadan çalıştım

İlk mücadeleyi kazanmıştım. Ancak engel çıkaracaklar ya! “Dur bakalım! Biz artık İngilizce eğitim veriyoruz, şu bizim proficiency (yeterlilik) sınavına bir gir de boyunun ölçüsünü görelim” dediler. Ben de ‘hay hay’ diyerek boyumun ölçüsünü onlara gösterdim 2009 Temmuz’unda eşimi ve çocuklarımı tatile göndererek tam 13 gün evden çıkmadan İngilizce çalıştığımı hatırlıyorum. Ama çile daha bitmemişti. Bütün İTÜ öğrencilerinin dahil olduğu ve otomasyon dedikleri “Öğrenci Bilgi Sistemine” beni kayıt etmediler. 1,5 yıl, yaz okulu dahil tam 4 dönem süründüm. Dersini aldığım her bir hocaya tek tek giderek onların öğrencisi olduğumu kanıtlamak, yoklamalarda yer alabilmek için kendimi listelere dahil ettirmek, havuz dersi denilen ortak derslerin sınavlarında sınav yeri bulmalarını sağlamak için rica etmek, sınav sonunda notlarımı öğrenebilmek, öğrenebildiğim o notları öğrenci işlerine yazıyla bildirmelerini sağlamak, bu yazıların ulaşıp ulaşmadığını, ulaşmış olanların ise benim sayfama işlenip işlenmediğini kontrol etmek için peşlerinden koşmakla geçti.

Kararlı olduğumu ispatladım

İlk 1,5 yıl içinde yani sisteme kayıt olana kadar 18 ders aldım ve bu da 18 tane hoca demektir. Oysaki diğer öğrenciler klavyeden birkaç tuşla bunlara ulaşabiliyorlardı. Sanırım süründürerek sabrımı deniyorlar veya beni yıldırmak istiyor, belki de vazgeçeceğimi sanıyorlardı. Ama hayatta insanın çok isteyip de başaramayacağı bir şey var mıydı ki? Ne kadar istediğimi bilmiyorlardı. Bunu onlara da ispatlamam gerekiyordu, ben de öyle yaptım zaten, İS-PAT-LA-DIM. Sosyal derslerin hocalarından bazıları başka üniversitelerden geliyorlardı ve onlara ulaşmak tam bir kabustu. Bizim hocalar sistem üzerinden çalıştıkları için hiç kimse sadece benim için ellerine kağıt kalem alıp öğrenci işlerine yazı yazmak istemiyordu. Düşünsenize ben peşlerine düşmesem, 3 yıl sonra bana “şu şu dersinin vize ve final notları yok, dersi almamışsın” deseler, dersi alıp da geçtiğimi nasıl ispatlayacaktım?

Her gün 8 saat yol gidiyordum

Çeyrek asır sonra okula dönmüştüm ve 20’li yaşlarda ve çoğu da Türkiye’nin en başarılı öğrencileriyle aşık atmam gerekiyordu. Çünkü derslerde -bilenler bilir- çan eğrisi uygulanıyordu. En yakın lise temel bilgilerim bile benden 25 yıl geride kalmış ve yok olmuştu. Bu bilgileri tamamlama süreci çok yıpratıcıydı. Herhangi bir İTÜ öğrencisinden çok daha fazla çalışmak zorundaydım. Ayrıca her gün Gölcük’ten Maslak’a gidip gelmek tam 7,5-8 saatimi (her gün 3,5-4 saat gidiş, 3,5-4 saat dönüş) alıyordu. Düşünüyorum da bana “son 3,5 yıldaki en iyi arkadaşın kim?” diye sorsanız, galiba vereceğim cevap “Efe-Tur yolcu otobüslerinin 43 numaralı koltuğu” olurdu.

Polis bile benden şüphelendi

Sabah 08.30’daki derslere yetişebilmek için 3,5 yıl boyunca her gece 04.30’da (bazen 04.00’de) kalkarak gecenin karanlığında yollara düşmek… İlk başlarda sürekli havlayan, bana saldırmak isteyen sokak köpekleri bile bana alışmış Efe Tur yazıhanesine gidene kadar yanımda yürüyorlardı. Yine ilk başlarda gece yarısında sokakta ne işin var diye şüpheli gördükleri için durduran devriye polisleri bile beni görmeye o kadar alışmışlardı ki -azmime saygıdan olsa gerek- bana rastladıklarında araçlarına alıyor ve yazıhaneye kadar götürüyorlardı. Yağmur, kar, fırtına, sıcak, soğuk, yaz, kış demeden her gün aynı yolu aynı azimle bıkmadan geçmek, gecenin karanlığında çıkıp yine gece karanlığında eve girmek, sürekli uykusuz gezmek…

“Bitiremez” dediler, erken bitirdim!

3,5 yıl boyunca hiçbir dersi kaçırmamak, baba ve bir eş olmanın sorumluluğu dışında mümkün olan her alanda öğrencilik yapabilmek, neredeyse kızı/oğluyaşındaki asistanlar tarafından kontrol edilmek, dersler, laboratuvarlar, uygulamalar, sunumlar, ödevler, quizler, vizeler, finaller, yaz okulları, üstüne üstlük bir de stajlar gibi genç insanı bile çok zorlayan bu süreçte, bıkkınlığa, yılgınlığa düşmeden, inatla direnerek, hazırlık dahil 5 yıllık okuldan 3,5 yılda mezun olma başarısını gösterdim. Başladığımda kararımı duyan çok kişi bana gülmüş, dudak bükmüştü. Hatta bu satırları okuyanlar arasında da bu fikre sahip olanlar vardı. Onlara göre yapmak istediğim şey çok gereksiz, içinde bulunduğum koşullara ve yaşıma göre de imkansızdı. Herkes bu tempoya ne kadar dayanacağımı ve ne zaman pes edeceğimi merak ediyordu. Çok yakın akrabalarım bile bu yaptığıma 6 ay ömür biçmişti. Dayanamaz, yapamaz, bırakır dediler.

“Sana iş vermezler” diyenleri şaşırttım!

Şair Tevfik Fikret “Hak bellediğin yolda yalnız da olsa gideceksin” der. Ben de gittim, hiç kimseyi dinlemedim ve de bırakmadım. Ne kadar da doğru bir iş yaptığımı şimdi çok daha iyi görüyorum. Dördüncü sınıfa geçtiğimde, henüz öğrenciyken ASAŞ’ta üretim mühendisi olarak işe başlamam ise sanırım rüya gibi bir şeydi. Halbuki bu satırı okuyan mühendis olan eski arkadaşlarım bile bana “senin yaşındaki bir insanı kimse işe almaz, seni istemezler” diyerek en başta şevkimi kırmışlardı. Ama bu satırların onlara çok güzel bir cevap olduğunu düşünüyorum. Kararımdaki azmi ve inadı göremeyenleri de hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm.

Örnek gösterilen öğrenci oldum

Sadece okula gidip-gelebilmek bile inanılması zor bir şeydi. Benim ders aldığım sınıfta hiçbir öğrenci trafiği, sabah kalkamamayı, kar veya sisi bahane edemiyordu. Çünkü hocaların gözü önünde saat 04.00’te kalkıp şehirlerarası yol gelen canlı bir örnek vardı. Öğrenciler “ama hocam hava…” dediğinde hocalar beni işaret ederek öğrenciyi susturuyordu. Düşünsenize her gün ama her gün 04.30’da kalkmak ne kadar dayanılacak bir durumdu ki… Hani İTÜ gibi köklü ve zor bir üniversitede eğitim almak, eğitimi İngilizce almak, çeyrek asır sonra matematik, fizik, kimya, statik gibi temeliniz yoksa öğrenmenizin çok zor olduğu derslerden bahsetmiyorum bile. Evet her insan hangi yaşta olursa olsun kafasına koyduysa her bölümü okuyabilir. Buna itiraz etmem mümkün değil. Ancak branşım asla bir sosyal bilimler değildi! Yani anlamadığın zaman, bir daha oku, yine mi anlamadın, bir daha oku denilecek bir bölüm değildi. Bu sebeple hakikaten mühendislik eğitimi çok zorlu bir eğitim süreci ve sosyal bilimlerden çok farklı.

Kızım benimle meslektaş olacak

Başarımda önemli pay sahibi olan ve umutsuzluğa kapıldığımda bile benden ümidini hiç kesmeyen, beni hep destekleyen, hani derler ya “ne önümde ne arkamda, hep ama hep yanımda” olan eşim Zehra’ya, öğrencilik yaparken bazen istemeden de olsa ihmal ettiğim, babasıyla aynı bölümü seçerek Sakarya Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliğinde okuyan ve yakında meslektaşım olacak olan büyük kızım Burcu’ya ve emekli olan tüm anne ve babaların üniversitede okuduğunu, bunun da normal bir şey olduğunu zanneden küçük kızım Cansu’ya, bu işi yapabileceğime inanan yakınlarıma, derslerde aynı havayı soluduğumuz ve benim bu mücadelemi çok iyi bilen ve desteklerini esirgemeyen tüm genç arkadaşlarıma (Sağcan, Mehmet, Ünal, Meltem, Ozan, Emre, Dilan ve Celal’e) ve de sevincimi paylaşan tüm herkese şimdiden teşekkür ediyor, çiçeği burnunda ama artık genç olmayan bir mühendis olarak tebriklerinizi bekliyorum.

Kırkımda üniversite mezunu oldum

“4 yıllık üniversiteyi 4 yılda bitirmek başarıdır ve tebriğe şayandır, ama tarih, 4 yılda bitireni değil, kırkında bitireni yazacaktır.” Eğer bu işin bir tarihi varsa veya olacaksa, o tarih beni yazacaktır. Hiçbir şey olmasa bile İTÜ’de beni tanıyanlar, “bir adam vardı geldi, bitirdi ve gitti” diyecekler. Bunu düşünmek bile harika bir şey. Neyse! Şimdi sevinme zamanı. Bu haklı sevinci ve gururu da sizlerle paylaşmak istedim. Sizlere soracağım birkaç soru ile de bitiriyorum. Astsubay oldum, İktisatçı oldum, şimdi de Mühendis oldum, acaba bir de Doktor mu olsam? İkinci üniversite diplomamı da aldım, sizce Allah’ın hakkı üç müdür? Bu konuda fikriniz nedir?

“İnsan İsterse” serisini okudum

Üniversite yıllarımda İTÜ kütüphanesinden tek bir kez kitap ödünç aldım. Mümin Sekman’ın “İnsan İsterse: Azmin Zaferi Öyküleri” serisinde yer alan 4 kitabı da büyük bir dikkatle okudum. Bu kitapların üzerimde pozitif etkisi oldu. İnsanın isterse tüm engelleri aşabileceğini, “yapamazsın” diyenleri dinlemek yerine hedefine odaklanması gerektiğini bu kitaplar sayesinde daha iyi kavradım. Kitapları okurken aklımda hep bir gün benim de başarı öykümün içinde yer alması vardı. Mezun olduktan sonra Mümin Sekman’a internet üzerinden ulaştım ve öykümü paylaşım. Böylece bir hayalime daha kavuşmuş oldum.